Tablosuz Tasarım

November 26th, 2005

Tablosuz tasarım, ingilizce tanımıyla “tableless design”, son yılların tasarım modalarından biri. Web tasarımında, tabular data dediğimiz tablo halinde veri sunumu yapmaya yarayan “table” tag’ının tasarım amaçlı kullanımına karşı çıkan bir model.

Daha doğrusunu söylemek gerekirse, böyle moda ve trend biçiminde adlandırmaktan ziyade bir web standardı olarak adlandırmak gerekiyor bunu. Çünkü www konsorsiyumunun tavsiyesi de bu yönde; tabloları kullanmamak.

CSS geliştikçe ve “div” leri daha iyi yönetebildikçe eski bir tasarım alışkanlığı olan table kullanma sisteminin pabucu dama atılıyor. Bu tasarım prensibinin temelinde görsel tasarım ile veriyi birbirinden ayırmak var. W3C konsorsiyumu diyor ki, veriyi ve tasarımı birbirinden ayrı tutarsanız böylece tasarımı her saniye rahatlıkla değiştirebilirsiniz.

Son derece doğru bir yaklaşım bu. Ancak bazı sorunlar var yine de.

Microsoft, bir çok konuda olduğu gibi web alaninda da standartlara uymaktan kaçıyor ve internet explorer’ı sorunlu bir tarayıcı olarak karşımıza çıkarıyor. Yüzbinlerce web tasarımcısı yaptıkları işlerde internet explorer için ayrı, geriye kalan tüm diğer web tarayıcıları için ayrı tasarımlar yapmak zorunda kalıyorlar. Bu işin çözüme ulaşmasının tek yolu, Microsoft’un internet explorer’ı CSS dökümanlarını doğru bir biçimde tarar hale getirmesi.

Bir diğer sorun ise, bu benim şahsi görüşüm, Microsoft’un uyumsuzluğundan kaynaklanan sorunları çözme aşamasında web tasarımcılarının tablosuz tasarıma körü körüne bağlı kalmak istemeleri. Oysa önemli olan her zaman ziyaretçiye veriyi olabilecek en güzel tasarımla ve en hızlı biçimde iletmektir. Bunu gerçekleştirmeye çalışırken bir bakıyorsunuz CSS dosyası internet explorer’a dert anlatabilmek için şiştikçe şişiyor. Bu olmaz, olmamalı. Böyle mantık yürütülmez. Üstelik Tablo kullanmak veriyi tasarımdan ayıramamak anlamına gelmiyor ki. Sen yine ayır tasarım ile veriyi ama CSS’de bu kez sitenin anahatlarını belirleyecek tabloların özelliklerini kodla. Böylece div tag’lerini internet explorer’a uygun hale getirinceye kadar bırak birkaç yüz byte yerden kazan hızdan kazan.

Şu Microsoft inatlarından bir vazgeçse kendisi de bugünkğnden daha fazla para kazanacak ama sanırım daha fazla kazanmayı istemiyor artık… Ya da her imparatorluğun da bir sonu var, bilmiyorum.

Karate Kid’in hocası olarak Miyage adıyla tanıyıp sevdiğimiz Pat Morita, 73 yaşında hayata gözlerini yumdu. Toprağı bol olsun. Kendisi Karate Kid serisindeki usta oyunuyla Türkiye’de karate sporunun sevilmesinde etkili olmuştu. Her ne kadar profesyonel bir oyuncu olarak çok daha başka rollerde başarıyla oynamış da olsa, onu en çok Miyage-San olarak hatırlardık.

Kendisine huzurlu bir öbür dünya diliyorum.

İnternet’te şifre güvenliği

November 25th, 2005

Son yıllarda yaşadığımız sorunlardan biri olan e-mail adresi, msn hesapları, yahoo hesapları, hotmail adreslerinin “hacklenmesi” gibi sorunlar çoğunlukla bu işlemler için seçilen şifrelerin kalitesizliğinden kaynaklanmaktadır.

Bu tarz hack olayları çoğunlukla kişinin yakınları tarafından gerçekleştirilirler; arkadaş grupları, eski ya da yeni sevgililer, eşler, anne, baba, kardeşler gibi aile içi bireyler bunlara örnek verilebilir.

Dolayısıyla hackelenen şifreler genellikle doğum yılı, doğum günü, sevgilinizin soyadı, eşinizin kızlık soyadı (tanıdık geliyor mu bu durum?) en sevdiğiniz hayvanın adı, tuttuğunuz takımın adı, bu takımın oyuncularından birinin lakabı gibi anlamlı kelimlerden oluşur. Özellikle de hatırlatma sorusu olarak doğduğum yer, evcil hayvanımın adı, en sevdiğim kitap vs. gibi sorular seçer de bunlara birebir yanıt verirseniz, e-mail adresiniz hacklendi diye kimseyi suçlamayın.

Peki internette güvenli şifreler seçmek ve bunları korumak için neler yapabiliriz? Şifreleriniz anlamlı kelimelerden oluşmamalı. Örneğin “istanbul”, “korkuyorum”, “madonna”, “sarikiz”, “imambayildi” gibi şifreler rezil şifrelerdir. Çok kisa sürede belirlenebilirler. Birileri sizin kişisel zevklerinizi ve hayatinizi bilmese de, türkçe ya da ingilizce bir sozluk kullanarak şifrenizi rahatlikla çözebilir. Bu amaçla hazırlanmış sözlükler var ve bunlarla hotmail ve yahoo accountlarına saldırı düzenlenebiliyor, ya da normal mail accountlarına, nereye olduğu farketmez zaten; korumasız herhangi biryere bu biçimde saldırılabilir.

Bundan şu şekilde korunabilirsiniz. Eğer şifrenizi “imambayildi” yapmak yerine “imam28bayildi” yaparsaniz bu daha guvenli olur. Bunun yanina bir de anlamsiz karakterler eklerseniz, örneğin “!imam28}bayildi” gibi, o zaman şifreniz iyice kırılmaz hale gelir. Çünkü sözlüklerle deneme yaparak bulunabilir olmaktan çıkıyor o zaman.

Ancak internet üzerinde ziyaret ettiğiniz üyelikli sitelerde, örneğin forumlar gibi, gazetelerin ya da bazı internet dergilerinin sayfaları gibi, bu şifreleri kullanmamalısınız. Daha doğru bir deyişle, mail şifrenizi ya da banka şifrenizi bir internet sitesine, bir foruma üye olurken kullanmayın. Bunlar için başka şifreler seçin. Örneğin internette üye olduğunuz tüm forumlar için bir şifre belirleyebilirsiniz ancak bu mail adresinizle aynı olmamalı, özellikle de oraya kayıt olurken kullandığınız mail adresinizin şifresiyle asla aynı olmamalı. Bu çok sık karşılaşılan bir alışkanlıktır ve çok zararlı bir alışkanlıktır. Bu şifreler, üye olduğunuz internet sitelerinin sahipleri ya da teknik elemanları tarafından görüntülenebilmektedir, ya da şifrenizi unuttuğunzda size aynı şifreyi yollayan sistemleri hatırlayın… Müneccim çalıştırdıklarını mı sanıyorsunuz? Elbette hayır. o şifreler bir yerlerde kayıtlı olarak duruyor ve bu sayede yollanabiliyor size.

Tüm internet sitelerinin üyelik sistemleri elbette böyle değil. Seçtiğiniz şifreleri kodlayarak saklayan ve kendileri de görmeye çabalamayan, buna ihtiyaç duymayan sayısız internet sitesi mevcut. Ancak yine de bu durum onların alınlarında yazmadığından bilemezsiniz gerçeği. Hi5 adlı internet sitesi üyelik için sizin hotmail adresinizi ve bizzat hotmail adresinizin kendi şifresini istiyor. Buraya üye olanların msn listelerindeki herkese nasıl da sık sık hi5 davetiyesi yolladıklarının farkında mısınız? Oysa onlar uykudayken oluyor bu :)

İnternette şifre güvenliği ile ilgili burada yer vermediğim, unuttuğum, atladığım ya da merak ettiğiniz bir konu varsa yorumlar arasına ekleyin, en kısa zamanda cevaplamaya çalışırım.

Güvenli surfler diliyorum.

İnternet’te bir web sayfasi yayinlamak istediğimizde browserlar’da bunu göstermenin en basit yolu htm ya da html uzantılı dosyaları kullanmaktır. Elbette salt bir dosyanın uzantısını htm ya da html yaptınız diye değil. Html bir kısaltmadır, açılımı ise “Hypertext Markup Language” dir. Bu dosya içerisinde, sunmak istediğiniz içeriği biçimlendiren ve istediğiniz görüntü ile sunmanızı sağlayan kod parçaları bulunur. Mesela bold yapmak istediğiniz bir yazıyı <b>yazi</b> biciminde yazarak bold yaparsiniz. Elbette iş bu kadar basit değil, html’in onlarca komutu var.

Gelelim başlık konumuza. Madem bu dosyanın uzantısı *.html’dir o zaman htm nereden geliyor ve farkı ne?

Html uzantılı bir dosya ile htm uzantılı bir dosya arasında hiçbir fark yoktur. Htm diye bir dosya uzantısının ortaya çıkmasının tek sebebi dosya isimlerinde 8+3, yani sekiz karakterlik dosya ismi artı üç karakterlik dosya uzantısı biçimini

kullanan ms-dos (microsoft disk operating system)’tur. Kendileri html dosyaları bu dosya sistemine uydurabilmek için uzantıyı htm biçiminde kısaltmışlardır.

Benzer örnekler için jpeg -> jpg, tiff -> tif gösterilebilir.

Günümüzde Microsoft Windows işletim sistemleri artık 8+3 lük dosya adı biçimine bağımlı olmadıklarından htm uzantısı gereksiz bir hal almıştır. Html dosyalarınızı gönül rahatlığıyla enbaşından beri olması gerektiği gibi *.html biçiminde kaydedebilirsiniz.

Gereksiz Bilgi

November 23rd, 2005

Bugünlerde sitede önemli güncellemelere girişiyorum bu yüzden bir süre içeride gezerken anlam veremediğiniz aksaklıklarla karşılaşırsanız paniğe kapılmayın, söylemedi demeyin.

Lighttpd

November 22nd, 2005

Web adresi http://www.lighttpd.net/ olan yeni bir web server yazılımı bu. Yaptıkları testlere göre apache2′ye oranla yaklaşık %25 daha hızlılarmış. Bir göz atmakta fayda var, çok iddialılar. Piyasadaki en iyi, en hızlı, en güvenilir ve en ayarlanabilir sunucu bizimki diyorlar.

İngilizce ve Türkçe Yazılar

November 22nd, 2005

Bu bloga başlarken yazdığım ilk yazıda belirtmiştim, zaman zaman yabancı dilde yazabilirim diye. Zaman zaman da kelimeler birbirine girebilir diye.. Sanırım bundan sonra ingilizce yazılara ağırlık vereceğim. Türkçe yazmayı kesiyorum anlamında değil bu, ancak özellikle bilişim harici konularda tüm dünya ile paylaşmak istediğim bazı fikirler ve sanırım böylesi daha doğru olacak. İyi surfler ve iyi okumalar dilerim.

Problemin nvidia sürücülerinden kaynaklandığını kavramış bulunmaktayım. Nvidia duy sesimizi! Nvidia’nın 3d özelliğini disable ettikten sonra gnome’un logout ederken kitlitlenmesi sorunu ortadan kalkmış bulunuyor. Ama ne yazık ki bu durum GL-117 ile uçma zevkimi elimden alacak…

Microsoft Singularity

November 16th, 2005

Microsoft yeni bir işletim sistemi çıkarıyor. Şu anda ismi singularity, sonrası ne olur bilinmez. Bu işletim sisteminin şu anda konuşulan en önemli tarafı, windowsdan tamamen bağımsız yeni bir işletim sistemi olması.

Hazır elimizde böyle bir haber varken, günümüzdeki reklam ve pazarlama sektörü nasıl çalışır buna bir bakalım.

Herşeye araştırmayla başlanır. Araştırma genelde iletişim ihtiyaçlarını belirlemek üzere yapılır. Örneğin, Volvo yeni bir ürün çıkarmadan evvel yaptığı araştırmada markasına atfedilen güvenlik unsurunun artuık can sıkıcı hale gelmeye başladığını görmüştü. Bunun üzerine de yeni reklam kampanyalarında güvenlik unsurunu anlatmaya daha az yer verdiler.

Microsoft’un bugünkü sorunu ise belli ki artık gerçeğe dayansın ya da dayanmasın güvenilir olmayan bir işletim sistemi ürettiği algısıydı.

Buna çözüm olarak da windows’dan tamamiyla bağımsız yeni bir işletim sistemi ürettiklerini açıklıyorlar.

Bunca yıllık tecrübeden sonra Microsoft’un - hele de sıfırdan başlarken - yepyeni bir işletim sistemini başarıyla yaratacağından şüphemiz yok. Üstelik linux gibi de mükemmel bir örnek var karşılarında.

Belki Microsoft, bu hamlesiyle müşterilerinin ve potansiyel müşterilerinin gözlerindeki imajını değiştirir, algısını iyi yönde artırır.

Günah Keçisi George Bush

November 16th, 2005

Günümüzde halkla ilişkiler sektörünün revaçtaki konusu ve esas işi algı yönetimidir. Bir kriz konusu doğduğunda ise algı yönetiminin medyayı kullanma biçimi, olayı saklamaktan ziyade “ayağa düşürmek”, izleyicinin gözüne gözüne sokmak ve önemini yitirmesini sağlamaktır. Bunun en güzel örneğini Clinton-Lewinsky krizinde gördük. Monica’nın sayın başkana oral seks yapması konusu öyle çok gündeme geldi ki değerini kaybetti. Bugün Clinton bu konudan çok meclisten geçirmek isteyip geçiremediği sosyal projeleriyle anılıyor.

ABD’nin son 15 yıllık ortadoğu politikasına baktığımızda, birleşmiş milletler ya da uluslararası hukuk nezdinde kabul edilmesi çok zor örnekler görüyoruz. Irak’ın işgali, bu konulardan yalnızca biri.

Bu durum bir krizdir. Ve iletişim kanallarını etkin kullanarak çözüme kavuşturulmaktadır. Halkla ilişkiler sektörü, algı yönetimini bu konuda şöyle kullanıyor; tüm suçu sayın başkan Bush’a yüklüyor.

Bugün medyaya şöyle bir göz atarsanız, Bush’u alkolik, dengesiz, tanrının rüyasına girip kendisiyle konuştuğunu iddia eden bir kişilik olarak görürsünüz. Hem Amerikan basınında hem de dünya basınında Bush’la ilgili olumsuz haberler her geçen gün artıyor.

Bununla yaratılmak istenen etki ise başarıyla yaratılmış durumda. Herkes, olan biten herşeyden Bush’u sorumlu tutuyor. Böylece abd yönetimi, hükümet, devlet temize çıkıyor.

Günümüz modası budur.