Hack Kelimesinin Anlamı
October 22nd, 2005
Bir kaç gündür tek bir satır dahi yazamadım. WordPress denen bu muhteşem yazılımı hack etmekle meşgulüm. Buradan aklıma geldi, “hacking” fiilinin manasına bir göz atalım istedim.
Efendim, hacking, günümüzde her ne kadar yoğunlukla başkalarının bilgisayarına “girmek”, bilgi hırsızlığı, program “kırmak”, türlü çeşitli bilişim suçu işlemek manalarında kullanılıyor olsa da bu daha çok onun argo manasıdır. Hacking, gerçek kelime anlamıyla birşeyin altından girip üstünden çıkmak, orasını burasını iyice kurcalayıp o konuya bir güzel vakıf hale gelmek demektir. Örneğin Richard Stallman (kendisi gnu felsefesini yaratanlardandır ve açık kaynaklı yazılım vakfının babasıdır), “we, hackers” yani “biz hacker’lar” diyerek başlar sözlerine bazen.
İşte burada benim de söylediğim, bugünlerde WordPress’i “hack” etmekle meşgulum dediğim şey de bu anlamda. WordPress, bu blogu hazırlamamı sağlayan yazılım çok başarılı bir yazılım. Kendisi açık kaynak kodlu ve php ile yazılmış. Buna php + mysql + javascript + xml + css desek daha doğru olur. Ben bu yazılımın içini dışını iyice anlamak peşindeyim bugünlerde, kendisiyle daha farklı ya da daha “spesifik” diyelim ona, içerik sistemlerini yönetebilmek için.
Sevgiler.
Web Tasarımı Yaparak Para Kazanılır mı?
October 14th, 2005
Elbette kazanılır. Günümüzde bazı insanlar su satarak para kazanıyorlar, web hizmeti vererek neden para kazanılmasın? Ancak tabi işin püf noktaları, gelin bunları tartışalım.
Web tasarımıcısı kimdir nedir, bunu bir tanımlamak lazım. Bu insan ne bilir, kabiliyetleri nelerdir, yapabileceklerinin sınırları nedir?
Web üzerinde görünürlük yaratmak, televizyonda, gazetede, dergide, radyoda görünürlük yaratmaktan farklı değil. İşin felsefesi olarak böyle bu, eğer bir web sitesi bir marka ya da bir ticari firma için yapılıyorsa. Dolayısıyla bu iş temel olarak reklam ajansları tarafından yapılmalıdır. Ancak bu nedense mümkün olmuyor. Sadece çok büyük reklam ajansları bu alana el attılar. McCann gibi, EURORSCG gibi. Bu devlerin dünya çapında 150′yi aşkın web siteleri var, kurumsal olarak ve bunlar bildiğiniz web tasarımı işini yapıyorlar.
Bir de hem ülkemizde hem de dünyamızda bu mesleği bireysel olarak yapanlar var. Tıpkı ülkemizde madem elim kalem tutuyor niçin köşe yazarı olmuyorum demek adet olduğu gibi, madem klavyeye dokunabiliyorum elim mouse tutuyor ben neden “web master olmayım” demek moda.
Bu nedenle internet’e olan güven azalmış durumda. İşinin ehli olmayan insanlar kendilerini uzman olarak gösterip (bu size başka sektörlerde başka insanları hatırlatıoyoru mu?) birşeyler yapıyorlar. Sonra hizmeti alan (alamayan) firma hoşnutsuzluğunu internet ile özdeşleştiriyor. Gerçi bu da biraz geride kaldı artık. Firmalar bu konuda çaresizlik içindeler ve ama artık ne yapmaları gerektiğini ve kimlere gitmeleri gerektiğini daha ince eleyip daha sık dokumaya başladılar.
Web tasarımından para kazanmak istiyorsanız ve bunu bireysel olarak yapmak istiyorsanız şunları öğrenmek zorundasınız: html, css, php, ve mutlaka en az bir resim işleme yazılımı, yani adobe photoshop, macromedia fireworks, gimp, inkscape, bunlardan en az biri.
Sonra hazırladığınız tasarımları, kodlamaları bir web sunucusu üzerine yine kendiniz yerleştirecekseniz, ftp denen protokolden azıcık anlamanız gerek. çalıştığınız sunucuyu tanıyacaksınız. İyi bir hosting firması önerecek kadar bilgi ve tecrübeye sahip değilseniz bu işlere hiç girişmeyin, hiç beklemediğiniz bir yönden maymun olursunuz.
Müşterinin ne istediği çok önemlidir. Daha da önemli olan müşterinin neye ihtiyacı olduğudur. Bu ihtiyaçolar çok çeşitlilik gösterebileceğinden biz sabit doğru olarak kabul edilebilecek bir kaç şeyi inceleyelim.
İnternet üzerinde müşteri adına sergileyeceğiniz çalışma, özellikle yaptığınız iş ticari bir iş ise ve müşterilerinizin müşterilerine hitap etmek üzere yapılıyorsa “erişilebilir” olmalı. Bugün erişilebilirlik dediğimiz zaman şunları anlıyoruz: kullandığınız fontlar yeteri kadar standart mı? Bir çok değişik işletim sistemi ve browser üserinde yaptığınız iş nasıl görünüyor ki bir çoğunda aynı görünmesi hatta herşeyden evvel görünebiliyor olması çok önemli.
Ziyaretçi aradığı bilgiyi bir iki tıklamada size küfür yağdırmadan bulabiliyor mu? Müşteriniz olan firmayla ilgili istek dilek şikayet vs. leri iletiebiliyor mu web sitesi üzerinden?
Ürün tanıtımı söz konusu ise yeteri kadar temiz resim var mı? Tertemiz, bakıldığında ne olduğu anlaşıolabilen, rahat okunan ve iyi bir web deneyimi yaşatan bir internet sitesi koyabildiniz mi ortaya?
Ve daha bir çok ayrıntı… Dikkatli olmalısınız.
Yine ilgileneceğiz bu konuyla da.
En İyi Sigara Reklamı
October 13th, 2005
Onsekiz yaşıma basyığımda büyük bir hevesle bankaya gidip kendime hesap açtırdım. Akabinde de ehliyet kursuna yazıldım ve ehliyet aldım. Bu iki işi yapabilmem için onsekiz yaşımın altında olmak beni hep engellemişti. hep onsekiz yaşımda olmayı beklemiştim bunları yapmak için.
Bugün etrafa bakınca gördüğüm çok başarılı bir sigara reklamı var: 18 yaşından küçüklere sigara satılmaz sticker’ı. O sticker’ı ne zaman görsem düşünüyorum, bir an evvel 18 yaşına gelmek isteyen hangi çocuk bunu sigarayla özdeşleştirmez acaba?
Belki de bunlar sigara markaları tarafından destekleniyordur ne dersiniz?
Kaçınılmaz not: Maalesef sigara karşıtı biri değilim. Olamıyorum. Ve ben de içiyorum. Günde bir paket. Tam oniki yıldır, aşağı yukarı 18 yaşımdan beri.
Telsim ve Microsoft Arasındaki Benzerlikler
October 13th, 2005
Günümüzde Windows işletim sistemi ailesi şu sebeplerle kullanılmaktadır;
Alternatif işletim sistemlerinin ekran kartı sürücüleri sayıca zayıftır. Gerçi nvidia ve ati gibi sektörün devleri linux işletim sistemleri için sürücü çıkardılar ve sorunsuz bir biçimde 3d dahil olmak üzere kullanılıyor. Ancak yine de yoğun görsellik içeren bilgisayar oyunlarının unix-linux işletim sistemlerinde oynanması henüz mümkün olamadı çünkü bunların linux versiyonları piyasaya çıkmadı henüz.
Bir başka önemli sebep, web tasarımı ve web geliştirme konusunda macromedia yazılımlarını kullanan tasarımcılar ve “coder”lar. Macromedia’nın kaliteli yazılımlarının linux alternatifleri az, zayıf. Benzer biçimde adobe-photoshop ve adobe ailesinin diğer bazı yazılımları, ki bunlar tasarım ve yayıncılık sektörlerinde çok önemlidir, linux üzerinde çalışan versiyonları yok henüz (buna halk arasında devrik cümle diyoruz). Gerçi Adobe-Photoshop ile yarışabilecek gimp var ancak tasarım yazılımlarında insanların alışkanlıklarını değştirmeleri çok zor.
Bir diğer sebep ise toplumsal. Toplumu oluşturan bireyler birbirlerini takip ederler ve böylelikle ruhen sırtlarını bir yere dayarlar. Ev ve küçük işyerlerinde windows işletim sistemlerinin kullanım oranı çok yüksek, örneğin Türkiye’de bu rakam yüzde 96 civarında…
Şimdi gelelim microsoft’la telsim’in ortak özelliğine. Microsoft, dünyada aklınıza gelebilecek ne kadar bilgisayar üreticisi varsa çoğuyla anlaşmalıdır. Bu sayede satın aldığınız bilgisayar üzerinde windows işletim sistemi kurulu olarak gelir. Siz onu bilgisayarla bedavaya veriyorlar sanabilirsiniz ama onun parasını ödüyorsunuz. Bu kabaca ekstradan bir 100$ anlamına geliyor. Gecen iki yıl boyunca casper ve escort üzerinde linux kurulu bilgisayarlar çıkardılar piyasaya ancak nedenini bilmiyorum çok yaygınlaşmadı.
Satın aldığınız her bilgisayarın üzerinde windows’un kurulu olarak gelmesi ve bunun parasını mecburi olarak ödemeniz bana zamanında telsim’in sadece telsim kartlarıyla çalışan telefonları piyasaya sürmesini hatırlatıyor. Bu telefonları başka kartlarla kullanmak için “kırdırmanız” gerekiyordu.
Acaba Bill Gates’in evinde koli koli seri numarası var mıdır?
Attila İlhan’ın Ardından
October 13th, 2005
Emre Kongar, Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşesinde Attila İlhan’ı anlatan çok kayda değer bir yazı yazmış, okunmalı muhakkak.
medya notu / emre kongar (13.10.2005)
attilâ ilhan
10 ekim 2005′te yitirdiğimiz attilâ ilhan ‘ı 1970′li yılların ortasında ankara’da bilgi yayınevi ‘nin editörü olarak tanıdım.
demek ki aradan otuz yıl geçmiş.
tanışmamızdan kısa bir süre sonra dostluğumuz gelişti, hemen hemen her hafta muntazam yapılan uzun sohbetlerle sürdü.
bu sohbetlerde bir toplumbilimci olarak ona sistematik sorular yönelttim, kişiliğini, düşünce sistemini, sanata bakışını saptamaya ve irdelemeye çalıştım.
edindiğim izlenimleri indeks kartlarına kaydediyordum.
fakat 12 eylül 1980 darbesini izleyen ilk pazartesi günü, 14 eylül’de hacettepe üniversitesi’nin beytepe yerleşkesi askerler tarafından basılıp, bütün öğretim elemanları, yıldız amfinin önündeki meydana toplandığında, ayakta, tuvalete bile gitmemize izin verilmeden bekletildiğimizin dördüncü saatinde, çantamda taşıdığım bu kartları, ‘’hücre faaliyeti yapıyorlar'’ gibi bir suçlamaya gerekçe oluşturabilecekleri ve hem onun hem de benim başımı belaya sokabilecekleri kaygısıyla imha ettim.
ama söylediklerinin satırbaşları ve pek çok ayrıntı hâlâ bütün canlılığıyla belleğimde.
onu yitirmenin acısını yüreğimizde taşıdığımız bugünlerde, bu izlenimlerin bazı satırbaşlarını siz okurlarımla paylaşmak istiyorum; belki ilerde bu konudaki anılarımı daha ayrıntılı olarak da yazarım.
attilâ ilhan çok muntazam olmakla övünür, sabah tam dokuzda çıktığı yürüyüşte, onu gören insanların saatlerini ayarladığını söylerdi.
masasının üstü, benim gittiğim öğleden sonra saat üç dolayında tertemiz olurdu; ne bir kâğıt, ne bir kitap; bu düzenliliği ile de övünürdü.
fransa’ya ilk gittiğinde orak çekiçli komünist bayrakları altında troçkistlerin, lenin ve stalin ‘i, yani sovyet sosyalizmini eleştirdiklerini gördüğünde yaşadığı şoku anlatır, moskova çizgisindeki ‘’resmi'’ komünist görüşe karşı olduğunu belirtirdi.
türkiye’deki siyasal olaylara, ‘’uluslararası istihbarat örgütlerinin mantığı ile bakmak'’ gerektiğini söyler, bu mantığa göre, ‘’ulusal çıkarları'’ öne süren çözümlemeler yapardı.
sol partileri beğenmez, liberal sağ partilerin halkla daha iyi bütünleştiğini belirtirdi.
ismet paşa dönemini çok sert eleştirir, bu dönemin, mustafa kemal ‘in devrimlerini durdurduğunu söyler, dil devrimine (bu devrimin halkı kültürel kökenlerinden kopardığı gerekçesi ile), dünya klasiklerinin çevrilmesi seferberliğine (bu seferberliğin altında yunan-latin kültürünü dayatma projesinin yattığı gerekçesi ile), köy enstitülerine (buralardaki eğitimin faşizan olduğu gerekçesi ile) karşı çıkardı.
köy romanı döneminin kapandığını söyler, fakir baykurt ile sert polemiklere girerdi; bunlardan birinin sonunda ‘’acıttım mı'’ ifadesini kullandığı için kendisini eleştirdiğimde, ‘’bu benim köşe yazarı kimliğimin polemikçi yönüdür ve gereklidir'’ diye yanıt vermişti.
şiirin büyüsünün sözcüklerde değil, imgelerde yattığını, şiirin, sözcüklerden çok dizelerin ahenginde ve ritminde değer kazandığını söylerdi.
uyuşturucu alarak şiir yazmaya çalıştığında, yazarken muhteşem şeyler ürettiğini sandığını, ayıldığında yazdıklarının değersiz ve tutarsız hezeyanlardan ibaret olduğunu gördüğünü belirtmişti.
‘’beni 1970′lerde ankaralı genç sosyal bilimciler yeniden keşfetti'’ derdi.
batı emperyalizmine çok karşıydı, bu niteliği onu ulusalcı görüşlere yakınlaştırmıştır.
OpenOffice
October 12th, 2005
Kısa bir yazı olacak, rahatca okumanızı istiyorum;
OpenOffice, Microsoft Office gibi ofis işlerinize yarayacak bir ofis programıdır. MS Office gibi Word, Excel, Power Point türü program parçalarından oluşur. YUZDEYUZ MS OFFICE UYUMLUDUR. Yani word’de yazılmış bir dökümanı OpenOffice Writer’da açabilirsiniz, edit edebilirsiniz, MS WORD DÖKÜMANI OLARAK KAYDEDEBİLİRSİNİZ VE MS WORD KULLANAN BİRİ BUNU AÇIP OKUYABİLİR.
Aynı zamanda ms excel dökümanlarını açabilir okuyabilir, değişiklikler yapabilir ve kaydedebilirsiniz. OpenOffice’in kendi formatında yarattığınız dökümanları da ms office kullanan insanlara yollarken MS OFFICE FORMATINDA KAYDEDEBİLİRSİNİZ.
Yani OpenOffice, Microsoft Office Programları olan Word, Excel, PowerPoint programlarına ihtiyaç bırakmayan onların yaptığı herşeyi yapabilen, aynı formatta yapabilen ve de bundan fazlasını yapan bir ofis programları grubu, ofis suitidir.
Ayrıca, OpenOffice ÜCRETSİZDİR. OpenOffice programını bedelsiz olarak edinip bilgisayarınıza kurmanız tamamen YASALDIR.
Open Office sizi ve işyerinizi MS OFFICE yazılımının lisans dertlerinden kurtaracak en kestirme en pratik çözümdür. Microsoft’un ezeli rakibi olan SUN tarafından desteklenmektedir.
Yazılımı www.openoffice.org adresinden bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. YÜZDEYÜZ TÜRKÇE DESTEĞİ MEVCUTTUR.
İyi çalışmalar dilerim.
İbrahim Tatlıses’in Haklı Serzenişi
October 12th, 2005
Aşağıdaki yazı bugün gazetesinde İbrahim Tatlıses’in köşesinden alınmıştır:
medya ve ibrahim tatlıses
eveet medya ve ibrahim tatlıses… ne ben medyasız ne de medya bensiz olabiliyoruz! anlıyacağınız gibi birbirimizi çok mu çok seviyoruz. sabahları bakkala gider gazetelerimi alır paşa paşa okurum, televizyon programlarını zamansızlıktan dolayı az da olsa izlerim. tv olsun, gazeteler olsun beni evire çevire yazarlar. ama iyi ama kötü, medyada olmadığım bir günüm yoktur. beni unutmuştur dediğim sayın ali atıf bir hoca yine beni yazmış. aslında beni mi yazmış kendini mi yazmış anlamış değilim. sayın profesör belki de kendini yazmak istemişti de, beni arada figüran olarak kullanmış. hani vardır ya, adam eczaneye girer “arkadaşım utanıyor da beni gönderdi, bir kutu viagra verir misiniz?” der. aslında viagrayı kendine alıyordur, o “arkadaşıma alıyorum” cümlesi de kocca bir yalandır. hz. ali bir gün oturuyormuş, yanından geçen bir kişi “merhaba ya ayi” der. hz. ali de ona “merhaba ya ali” der. hz. ali’nin yanındaki eshaplarından biri “ya ali, adam size ayi dedi siz ona ali dediniz.” hz. ali şöyle der: “ne var bunda adam bende kendini gördü ayı dedi, ben de kendimi onda gördüm ali dedim” der. neyse konuyu dağıtmadan bana atıfta bulunan sayın ali atıf bir ile biraz “atıf”laşalım. aslında kendime göre iyi bir sinemacıyım, 16 tane sinema filmi… hem oynadım hem de yönettim. 5 tane de dizi filmi çektim, bu dizilerden biri reytinglerde hep birinci olan “firat” dizisiydi. bunların da yönetmeni, senaristi, hikâye yazarı söylemesi ayıp olmasın bendim. ayrıca kurgusunu, yani montajını da ben yaptım. sete senaryo ile gitmem, elimde birkaç parça kâğıtla giderim. çünkü hikâyelerimi kafamda kurarım. o kâğıt parçaları da önemli notlarımdır. bunu bütün oyuncu arkadaşlarım da bilir. yanlış anlaşılmasın bu sadece allah’ımın bana verdiği bir güçtür, hüner benim değildir. bunlar bilgi dağarcığınızda bulunsun diye anlatıyorum sayın ali atıf bir hoca. yok efendim sinan çetin okul açmış, yok efendim ibrahim tatlıses orada hocalık yapacakmış. eee!.. ne var bunda? bir tek siz mi yazar-çizersiniz? şerif gören’ler, yılmaz güney’ler, ali özgentürk’ler, memduh ün’ler orhan aksoy’lar, orhan elmas’lar, remzi jöntürk’ ler… bunların hepsi de önemli yönetmenler. bu isimler film çekerken sinema okulları mı vardı türkiye’de? hepsi, her şeyi film setinde öğrendiler. ben de onlar gibi sinemayla ilgili her şeyi film setinde öğrendim. sinan çetin’in açtığı okulda bizim de oradaki gençlere kıyısından köşesinden öğretecek bir birikimimiz olamaz mı? evet, şimdi sinema okulları var, ama her şey okulda öğrenilmiyor, bu işin bir de pratiği var. bunun adına da alayli denir. birçok alaylı da, birçok profesörü cebinden çıkarır hocam. mesela, ben notanın “n”sini bile bilmem ama şarkıcıyım, burada tevazu gösteremeyeceğim . çünkü iyi bir şarkıcıyım… pardon hocam, bu arada reklam da çekiyorum. kusura bakmazsanız eğer bunların da senaryoları, hikâyeleri ve de yönetmenliği bana, yani “ibrahim tatlıses” e aittir.. diyarbakırlılar’ ın dediği gibi “sen saan pişir sen saan ye!” ben de aynen öyle yapıyorum. kendim pişiriyorum, kendim yiyorum. sizin kaç mesleğiniz var bilmem ama siz de her telden çalıyorsunuz. “köşenize” bakıldığında size hayranlık duymamak mümkün değil! futboldan, sinemadan, şarkıcılardan, siyasetçilerden, mankenlerden. yaz babam yaz.
hatta kanal d’deki türkü yarışmasında jüri üyesi bile olup “ahkâm-ı kâmil” kesiyorsunuz. şimdi siz orada okunan türkülerin makamını da bilirsiniz!.. hocam siz de amma bilmişsiniz ha! aynı benim gibi her şeye maydanoz… amma ne olursa olsun, benim, profesörlere saygım vardır.
Linux Windows Çatışmaları - 3
October 12th, 2005
Şimdiye kadar genel kavramlardan sözettik. Biraz güvenlik sorunları üzerinde durduk. Bundan sonrasında Windows’un ve dolayısıyla Microsoft’un savaşta ne durumda olduğuna dair işaretlere, niçin linux kullanmanız gerektiğine dair argumanlara bakacağız.
Gelecek bölümlerde windows işletim sistemi ailesinin ve microsoft’un satış ve pazarlama politkasının yanlışlarını bir bir yazacağımızdan evvela windows’un hakkını verelim. Sonra öldüreceğiz çünkü.
Ben ortaokul-lise yıllarında windows 3.1′den başlayarak bundan iki ay evvelsine dek aralıksız windows kullandım temel işletim sistemi olarak. Bir çok kullanıcının yaşadığı o müthiş güvenlik sorunlarını hiç yaşamadım. Daha çok windows’la aramdaki kavga benim şunu yapmak istiyorum (mesela bugün şuraya gitmek istiyorum) dememle windows’un bana hayır kardeşim bunu yapamazsın demesi biçiminde oldu. Zaten windows’u tamamen bırakıp sadece linux kullanmaya başlamamın sebebi de bu. Benim için çok önemli bir konuda yine windows kısıtlamalarıyla karşılaşmış olmak.
Windows’un bugün piyasada olan ve en yaygın kullanılan işletim sistemi windows xp’dir. Kendisini severim. 2001 yılında piyasaya çıktı. Windows işletim sistemi ailesinin önceki üyelerinden çok daha güçlü, çok daha güvenlidir. Açıkçası mavi ekran efsanesini toprağa gömmüştür. Bilinçli kullanıldığında verilerinizin başına bir iş gelmeden çalışmanızı sürdürebilirsiniz. Ancak onu iyi korumanız gerekir. Mutlaka 3.parti bir antivirüs, anti-adware/anti-spyware kullanmalısınız. Bilgisayarınıza girip çıkan dosyaları, mailleri, maillerin eklerini muhakkak bu programlara denetlettirmelisiniz. Bedava programlar arasında açık kaynaklı olan değil de ticari firmalar tarafından sunulanları kullanırken çok dikkatli davranmalı, bunları mümkün mertebe kullanmamalısınız.
P2P dosya paylaşım programlarını kullanırken ekstradan bir dikkat sarfetmelisiniz. e-donkey, e-mule, i-mesh, ares, kazaa, vb. yazılımların kurulu olduğu bir windows xp pc’nin kontrolunun çok az bir kısmı sizin elinizdedir.
Herneyse, konumuzdan çok uzaklaşmayalım. Windows ile linux arasında en fazla karşılaştırma yapılan alanlardan biri de kullanım kolaylığıdır. Windows’un linux’a oranla daha kolay kullanıldığı söylenir. Linuıx’da bir program kurmak için deveye hendek atlatmanız gerektiği, programı kendinizin “derlemeniz” gerektiği, bir çok donanımın tanınmadığından çalışmadığı söylenir.
Bu söylenenler bir kaç yıl öncesine dek tamamen doğruydu. Linux üzerinde bir programı kurmak ve kullanmak için ortalamanın üzerinde bir bilgisayar bilgisine ve deneyimine ihtiyacınız vardı. Programları çoğunlukla kaynak kodlarından kendi bilgisayarınız üzerinde derleyerek çalışırdınız.
Ancak bugün durum böyle değil. Windows’da bir program kurmak için nasıl ki *.msi ya da *.exe uzantılı bir setup dosyasını çalıştırıyorsanız linux’ta da *.rpm, *.bin, ya da *.sh uzantılı dosyaları çalıştırıyor ve yazılımı bilgisayarınıza otomatik olarak genelde el değmeden kuruyorsunuz. Ayrıca komut satırı üzerinden ihtiyacınız olan yazılımın adını bildikten sonra onu bilgisayarınıza internet üzerinde arattırıp kurmanız da çok kolay. Örneğin bilgisayarımıza windows’daki winamp’ın eşdeğeri olan xmms kurmak istiyoruz diyelim. Yapmanız gereken tek şey ya “apt-get install xmms” ya da “yum install xmms” ya da xmms’in kurulum dosyasını indirip üstüne çift tıklayarak açmak ve kurulmasını izlemek oluyor.
Bunun haricinde linux kullanmak windows kullanmaktan daha kolay açıkçası çünkü yazılımların yardımcı dökğmantasyonları windows’dan çok daha profesyonel. Ayrıca dil desteği windows kadar kısıtlı değil. Dolayısıyla kendi dilinizde çalışmak ve okuduğunuz yardımcı dökğmanın ne demek istediğini anlamak istiyorsanız linux bu konuda size yeterli imkanı sunuyor.
Hem linux hem windows üzerinde kullanabileceğiniz profesyonel ve ama ücretsiz bir dizi önemli yazılım da var, bunların her birinden bağımsız olarak bahsedeceğiz.
Görüşmek üzere.
Blog Nedir? - 3
October 11th, 2005
Bir evvelki yazıdan kaldığımız yerden devam ediyoruz:
(bildirgec.org’dan alınmıştır, orijinal adresi: http://www.bildirgec.org/blognedir-3)
Blog nedir öğrenip, kendinize uygun olan sistemi seçtiniz ve blogunuzu açtınız. Peki insanların sizi okumasını sağlamak için neler yapmak lazım?
1. Amacınızı belirleyin:
Blogunuzu ne için kullanacağınızı belirleyin. Politika hakkında yazılar, arkadaşlarla bağı koparmama, fotoğraf yayınlama, profosyonel görüş bildirme veya dolaptaki çürük yumurtalar. Blogunuzu her ne amaçla kullanmak istiyorsanız, blog sağlayıcınızın isteklerinize yeterince cevap verip veremediğini araştırın. Kimse yarım yamalak siteleri gezmekten hoşlanmaz.
2. Okuyucularınızı tanıyın: Eğer blogunuzu arkadaş arasında gizli tutmuyorsanız (ki bu bile yeterince güvenli bir yol sayılmaz), yazarken bir kez daha düşünmeniz gerekebilir. Internette kimin neyi okuduğunun tam olarak takibi yapılamadığı için yazı dilinizde biraz insaflı olmanız gerekebilir. Kimse patronu hakkında kötü sözler söylediği bir yazının onun eline geçmesini istemez.
3. Gerçekçi olun: Artık insanlar marketing numaraları ve spam tacirleri görmekten bıktı. Yazdığınız yazıları tekrardan gözden geçirin, unutmayın bu site sizi yansıtıyor ve yanlış tanınmak istemezsiniz.
4. Sitenizi sık sık güncelleyin: Hiç kimse ayda bir güncellenen bir siteye hergün bakmaz. Kendinize belli güncelleme günleri seçip, o günlerde blogunuza ilgi gösterebilirsiniz. Böylece bir gelen insan, bir daha geldiğind yeni yazılarla karşılaşır ve sitenizi takip etmeye devam eder.
5. Blogunuzu halka tanıtın : Blogunuzun bir “ping”i olduğundan emin olun. Index sitelerine yeni bir yazı gönderdiğinizi haber veren bir sistemdir ve genellikle bu sizin yapmanız gereken birşey değildir, blog servisleri kendileri hallederler. Ne olduğunu fazla da bilmeniz gerekmeyen birşey olmasına rağmen http://pingomatic.com/ adresinden pingleriniz olup olmadığını kontrol edin.
6. Kaynaklarınıza link verin: Kimse kendi hikayesinin habersiz kullanılmasından hoşlanmaz.
7. Diğer bloglara link verin.
8. Sevdiğiniz konular hakkında yazmaya çalışın: Webloglar, fikirlerinizi güçlü olarak sunabileceğiniz yerlerdir. Yazdığınız konu hakkında ne kadar çok bilginiz varsa o kadar eğlenceli ve ilnigç yazılar ortaya çıkartırsınız.
9. Sabırlı olun: herşeyi yaptığınız halde yine de sitenizde çok az insan geziniyor olabilir. Unutmayın, internet kocaman bir ortam ve farkedilmek için herkesin zamana ihtiyacı var.
blogosfer’de gezinmek isteyenler için, blog camiasının a-list tabir edilen kalburüstü ve meşhur bloggerlarından linkler;
evan williams (blogger’ı yapan adamlardan biri. şirketin google’a satılmasından sonra blogger’dan ayrıldı.)
biz stone (blogger takımının elebaşlarından)
jeff jarvis
andrew sullivan
dan gillmor (silikon valley’de sözü geçer bir amca, her yazısı önemli. google’ın blogger’ı aldığını blogger çalışanlarından bile önce açıklamıştı. çok güvenilir.)
anil dash (sixapart’ın (moveabletyple) yardımcı başkanı)
megnut (blogger’ı kuran pyra labs.’in bir diğer üyesi)
dooce (bloggy’lerde yılın blogu ödülünü alan bayan.)
chris prillo
jason kottke (hayatını artık blog yazarak kazanmaya çalışan aslan blogger.)
Matthew Haughey (metafilter’ı kuran adam.)
birkaç tane de türkçe bloglardan adres;
bildirgec.org
hafif
plasticwings
spineless (burda kendime torpil geçtim, çaktırmayın.)
3yanlış
nikita
pamukcüce
siberkültür
nahnu
otium
farketing
Blog Nedir? - 2
October 11th, 2005
Bir önceki blog nedir yazısında bahsettiğim ve buraya alıntıladığım yazının ikinci bölümü:
E-mail atmayı becerebilen her insanın kolaylıkla kullanabileceği bir uygulama olan blog dünyasının en çok bilinen yayınlama araçlarına ve sitelerine bir bakalım.
1.Blogger:
1999 yılında Pyra Labs. adı altında kendi yağıyla kavrulan küçük bir siteydi. Blog işini 3 adıma indirmeyi başardıkları için çok popüler oldular. 2003 yılında Google Inc. tarafından satın alındılar.

http://www.blogger.com adresine girdikten sonra, sağ aşağıda bulunan “create a blog” yazısına basın.

Burası kişisel bilgilerinizle ilgili.
Siteye girerken kullanmak istediğiniz adı, şifrenizi, görüntülenmesini istediğiniz adı (nickname) seçin, mailinizi yazın ve kullanıcı sözleşmesini kabul edip “continue” diyin.

Şimdi de blogunuzla ilgili bilgiler.
Blogun başlığını ve adresini seçin. Siteniz, Blogger’ın kendi servisi olan blogspot’ta tutulacaktır. Eğer kendi serveriniz ve internet alan adınız varsa “advanced blog setup”tan gerekli ayarları yapmanız gerekir.

Kullanmak istediğiniz şablonu seçin. Bunu daha sonra “templates” kısmından bir başkasıyla değiştirebilir, ya da tamamen kendi tasarımınız olan bir template yaratabilirsiniz.

Blogunuz yazmaya hazır hale geldi bile.
“start posting” butonuna tıklayarak yazmaya başlayabilirsiniz.

Blogger’ın yazma paneli.
Yazınıza bir başlık seçin, alttaki bölüme yazın, yazı stilini, boyutunu, rengini, linkleri üstteki menüden ayarlayın. Sağ köşedeki preview butonuyla yazınızı yayınlamadan önce nasıl göründüğüne bakın. “Publish post” diyerek yazınızı yayınlayın, ya da “Draft” seçeneğiyle daha sonra yayınlamak üzere arşivleyebilirsiniz.
Ekranda bu yazıyı görene kadar beklemeniz gerekecektir, blogunuz büyüdükçe bu yazıyı görme süreniz artabilir. “View blog” linkinden sitenizin nasıl göründüğüne bakabilirsiniz.

Sitenin genel görünümü, yazı da yollandıktan sonra bu şekilde oluyor.

Blogger’ın menülerinden biri olan “settings” ile blogunuzun başlığını, tanımlama cümleciklerini, içinde bulunduğunuz zaman dilimini değiştirebilir, blogunuza yeni yazar ekleyebilir veya çıkartabilir, yorumların olup olmamasını seçebilir veya arşiv formatlarınızı değiştirebilirsiniz.

Template kısmından bloggerınızın görünüşünü değiştirebilirsiniz. “Pick new” seçeneğiyle hazır olan herhangi başka bir şablonu seçebilirsiniz, ya da aşağıdaki kutuya kendi kodunuzu yazabilirsiniz.
2.LiveJournal
Küçük bir aile ve arkadaş içi günlük tutma sitesiyken genişleyip büyüyen, 2005 Ocak ayında sixapart tarafından satın alınan popüler bir blog sitesi. Livejournal, yazdıklarınızı okumasını istediğiniz insanları belirleyebileceğiniz, gizliliğe ve topluluk içi bağlara önem veren insanların daha çok kullanabilecekleri bir site.

http://www.livejournal.com adresine girdikten sonra sayfanın sağ üst köşesindeki “create an account” sayesinde kayıda başlayalım.

Kullanıcı adı, mail adresi, şifre gibi basit bilgileri girdikten sonra livejournal’I bedava mı yoksa belli bir ücret karşılığı (ve daha fazla hizmet alarak) mı kullanmak istediğinizi seçin. (bu örnekte bedava seçeneğini kullanıyoruz.=

Livejournal’ımız kullanmaya hazır. Şimdi insanların sizin hakkınızda daha fazla şey öğrenmesi veya aramalarda sizi ilgilerinize göre bulabilmesi için kişisel bilgilerinizi daha çok detaylandırmanız gerekebilir. “enter personal information”dan bunu yapabilirsiniz.





Kişisel bilgi sayfasında adınızı, doğum tarihinizi, varsa internet sitenizi, iletişim bilgilerinizi girebilirsiniz. Ayrıca kendinizi anlatacağınız ufak bir yazı, genellikle tek kelimelerle ilgi alanlarınızı yazabileceğiniz ve fotoğrafınızı koyabilmeniz için bir bölüm daha var. Livejournal’ınızın başlığını, arkadaşlarınızın journallarının listelendiği sayfanın başlığını da buradan değiştirebilirsiniz. Ayrıca gizlilik ve yorumlarla ilgili bir çok ayarlama da buradan halledilebilir. Herşey bittikten sonra “save changes” demeyi unutmayın.

En tepedeki menüden “Journal” linkinden “update journal”ı seçerseniz, yazı yazma paneli açılır. Yazınızı tepedeki menünün de yardımıyla istediğiniz şekle getirdikten sonra “Update Journal” diyin.

Işte livejournal’ınız görünüşü böyle olacak.

En üstteki menüden “Manage” başlığı altından kendi yazılarınızı, bilgilerinizi, arkadaşlarınızı, fotoğraflarınızı görebilir, şifre ve görünüm değiştirmesi yapabilirsiniz.

Günlüğün görünüşünü değiştirmek için manage –> customize –> modify journal diyin.

Karşınıza çıkan sayfada her türlü şekil değişikliğine gidebilirsiniz.
Livejournal’daki şu iki sayfadan düzenlemelerle ilgili daha çok bilgi edinebilirsiniz; prehistoric & howto
Wordpress temel olarak kendi serverınıza kurup çalıştırmanız gereken bir sistem olmasına rağmen, blogsome sitesi üzerinden Wordpress’i kurmadan yüklemeden kullanmak mümkün.

http://www.blogsome.com adresine girip, boşluğa seçtiğiniz adı yazın.

Gerekli bilgileri girin, sonra “Get your free blog now” diyin.

Ilk görünen link sitenizin adresi, ikincisiyse kullanma panelinin adresi. Özellikle ikincisini kaybetmeyin.

Dashboard’unuz, bütün kontrolleri yapabileceğiniz, yazıları düzenleyebileceğiniz yerinizdir. Tepedeki menüden write’a girdiğinizde yazı yazma penceresi çıkar, yazıyı bitirdikten sonra “Publish” derseniz yazınız yayınlanır.

Manage kısmından siteyle ilgili ayarları yapabilirsiniz.
Görünüşü değiştirmek için manage –> files altından çıkan kodlarla oynayabilirsiniz.
Yine manage menüsü altından bu sefer “Themes” kısmına girerseniz, daha önceden yapılmış hazır tasarımlardan birini seçip kullanabilirsiniz.

Seçtiğimiz template ve yazılarla bizim blogumun buna benzedi.
4.msn spaces
Google’ın Blogger’ı satın alıp blog dünyasına adımını atmasıyla beraber bütün büyük şirketlerin gözleri bu sektöre kaydı. microsoft da msn spaces adı altında bir blog hizmeti başlattı. Daha çok arkadaşlık sitesi görünümünde olan ve kullanıcısına fazla değiştirme imkanı sunmayan bu sistem, günlük hayat tarzında siteler için daha kullanışlı görünmekte.

http://spaces.msn.com adresine girip “Sign Up” diyin.

daha önceden bir .net passport’a dahil bir mail adresine sahipseniz mailinizi ve şifrenizi yazın. (.net passportmicrosoft’un bir uygulamasıdır ve MSN Messenger’da kullandığınız mailiniz ya da herhangi bir Hotmail hesabi .net üyesidir.)

Kullanmak istediğiniz adı, blog başlığınızı girin, zaman diliminizi seçip “Create your space” tuşuna basın.

Hesabın yaratıldığına dair çıkan sayfada en altta bulunan “Change Permissions” butonu sayesinde sizi okumasını istediğiniz kişileri kısıtlayabilirsiniz (sadece arkadaşlar, aile gibi). “Go to Your Space” tuşuyla MSN Space’inize giriş yapabilirsiniz.

MSN Spaces genel olarak, profil, blog, müzik, arşiv, fotoğraf ve genel bir listeden oluşuyor. “Edit” butonlarıyla hepsinde değişiklikler yapabilirsiniz. Müzik kısmına dinlemekte olduğunuz şarkıları yazıp, insanların değerlendirmelerini bekleyebilirsiniz. Custom bölümü diğer sitelere link vermek için uygun bir yer. Updates spaces ise sizinle alakası olmayan, o anda MSN Spaces’ini update eden kişilerin sıralandığı bir yerdir.

Blog başlığına girip “Add new entry” dediğinizde karşınıza çıkan pencereye yazı yazabilirsiniz. En alttaki add photos kısmından, yazınızla alakalı bir resim varsa onu da blogunuza ekleyebilirsiniz.

sağ üstteki “Customise” bölümünden hazır renk ve imaj şablonlarını seçip blogunuzu kişiselleştirebilirsiniz.

Herşeyi yaptığınızda siteniz böyle görünecektir.
5.Yahoo! 360
Google’ın Blogger’ı almasından sonra harekete geçen Yahoo!, 2005 yılının mart ayında kendi blog sistemini açtığını ilan etti. Blogdan çok, arkadaşlık sitesi mantığında yürüyen bir sistem olan Yahoo! 360, herşeyi bir sayfadan yapmak isteyen insanlar için ideal.

Öncelikle, yahoo! 360’ı kullanabilmeniz için daha önceden siteye üye olmuş birinden davetiye almanız gerekmekte çünkü 360 servisi henüz beta aşamasındadır. Mail geldikten sonra “Connect to me” diyerek, sayfanızı oluşturmaya başlayabilirsiniz.

Yahoo! 360’a üye olabilmeniz için önceden bir Yahoo! Hesabına sahip olmanız gerekiyor. Yoksa hemen bir tane alabilirsiniz. Yaşınızı doğru girin, zira 18 yaş altını kabul etmiyorlar 360’a.

Giriş sayfasının genel görünüşü bu şekilde. Size gelen mesajlar, fotoğraf yaplaşımı, arkadaşlarınız, blogunuz, kendinize özel bir sayfa ve insan arama özellikleri mevcut.

Bir önceki sayfadaki “Start a Blog” linkine basarsanız, blog açma işlemine başlayabilirsiniz. Klasik olarak yine sitenizin başlığı, kısa bir tanımı, görmesini istediğiniz kişiler gibi ayarları yapın.

“Compose a first blog entry”den ilk blogumuzu yazalım.
Daha sonra blog yazmak için, tepedeki menüden önce “My Blog”u, daha sonra solda açılan menüden de “compose new entry”i seçmeniz gerekecektir.

Blogunuzu açılan pencereye girin daha sonra “post this entry” diyin.

Yahoo! 360’daki blogunuz genel olarak böyle birşey olacaktır.

Daha önce de dediğim gibi, yahoo! 360 daha çok bir arkadaşlık sitesi mantığında çalıştığı için fazla değişikliğe imkan vermemektedir. Fotoğraflarınızı yükleyip, profilinize birşeyler yazdıktan sonra sitenizin genel görünümü bu şekilde olacaktır.


